The Apartment (1960)
2020-11-18 00:28:33
İlk film incelememi 1960 yılı yapımı “The Apartment” filmiyle yapmayı düşündüm. Filmin Türkçe çeviri ismi film hakkında ipucu vermekle beraber, pek nahoş olmayan bir film izlenimi verebilmekte bizlere. Türkçe ismi filmimizin “Garsoniyer”. Zaten şu filmlere Türkçe isim verme olayına sonuna kadar karşı olduğum için böyle efsane bir filme böyle bir isim verilmesini yadırgadığımı söylemek zorundayım.
 
İlk olarak sizlere film hakkında teknik bilgileri vermeyi uygun gördüm. Filmin yönetmeni 1959 yapımı Marilyn Monroe’nun oynadığı “Some Like It Hot” isimli filmi de yöneten 6 Oscar ödüllü Billy Wilder. Kendisi 2002 yılında 95 yaşında iken bu dünyadan göçmüştür. Arkasında efsane filmler bırakarak.



Bir filmin olabilmesi için en temel şey senaryosudur. The Apartment filmimizin senaryosunu yönetmen Billy Wilder ile beraber I.A.L. Diamond yazmıştır. I.A.L. Diamond,Billy Wilder ile The Apartment filmi senaryosuyla en iyi senaryo oscar ödülünü kucaklamıştır. Kendisi 1988 yılında ölmüştür.



Gelelim filmin oyuncularına. Asıl kahramanımız olan C.C. Baxter’i karakterini Jack Lemmon canlandırmıştır. İki oscar sahibi olan Jack Lemmon tahmin edebileceğiniz üzere Some Like It Hot filminde de oynamıştır önceden. Jack Lemmon 2001 yılında ölmüştür.



Bayan ana karaterimiz Fran Kubelik’i Shirley MacLaine oynamıştır. Oscar ödüllü 1934 doğumlu Shirley MacLaine halen hayattadır.



Yardımcı rolde oynayan Fred MacMurray ise Jeff D. Sheldrake karakterini canlandırmıştır. Kendisi 1991 yılında ölmüştür.



The Apartment filminin süresi 125 dakikadır. Siyah beyaz çekilmiştir. IMDB sitesinde 8.4 oy ortalaması ile en iyi 250 film listesinde kendisine 97. Sırada yer bulmuştur. Yani ilk 100 dedir. 1961 yılı Oscar Ödüllerinde 10 dalda aday gösterilip, 5 Oscar ödülü kazanmıştır.
 
 
Filmimizin baş kahramanı C.C. Baxter New York’ta yaşamaktadır. Yaşam Sigorta isimli bir şirkette Prim Hesaplama bölümünde çalışmaktadır. Bu kalabalık New York şehrinde Baxter bekar hayatı yaşamaktadır. Bunun  zorluklarını fazlasıyla çekmektedir. İşinde çok çalışkandır. Ama terfi alması başka şeylere bağlıdır. Şefleri kaçamakları için Baxter’in dairesini kullanmaktadır. İşinde yükselmeyi isteyen Baxter mecburen dairesinin anahtarını şeflerini vermektedir. Bu durumu kontrol altına almak isteyen Baxter kendisini ilginç olaylar içerisinde bulur. Ve filmin sonunda kendisini bir seçim yapmak zorundadır.

 

Bizi bu filme çeken en önemli unsur kahramanımız Baxter'ın çok saf bir insan oluşu. Naifliği. Yalnızlığında oluşan duygusal boşluğunu kendini işine adayarak duygusal yoksunluğunu kapatmaya çalışan Baxter'da kendimizden bir şeyler bulmakta çok mümkün.



Film bunun yanı sıra o zamanlar ki New York yaşamını da göze seriyor. Karmaşık ilişkiler. Bir yerlere gelebilmek için bir takım bedeller ödemek. Ve bunun içerisinde kısmen de olsa saf kalabilen kişilikler. Yıllar geçse de bunlar değişmiyor. Halen 60 ların New York’unda anlatılan bu olaylar günümüzde de yaşanmakta.

The Apartment eski bir film de olsa bu nedenle güncelliğini ve izlenebilirliğini koruyor. Zaman ve mekan değişiyor sadece. Olaylar aynı kalıyor. Düşünüyorum da kaçımız Baxter’in yaptığını yapardık? Cevabını kesin olarak bulamayacağımız şey bu.